Yazı Detayı
19 Temmuz 2020 - Pazar 12:48
 
İŞTE AYASOFYA BUDUR
VEHBİ YAHŞİ
 
 

Ayasofya’nın ibadete açılması bazı çevrelerce bir kilisenin camiye çevrildiği düzleminde ele alınıyor. Oysa yapılan iş 84 yıldır ibadete kapalı olup müze olarak kullanılmakta olan Ayasofya camiinin yeniden ibadete açılmasıdır.

Dünya kültür mirası listesinde yer alan bu yapının statüsünde yapılan değişiklik onun bu özelliğine zarar verir mi? Elbette ki vermez. Çünkü ibadete açılması turistik amaçlı ziyaretlere engel değildir. Nitekim diğer pek çok tarihi nitelikli başka camilerimiz fiilen turistik ve kültürel amaçlı ziyaretlere açıktır. Ayasofya’nın aslen bir kilise olduğu, dolayısı ile camiye çevrilmesinin hukuki olmayacağı yaklaşımı hiçbir değer taşımaz.

Çünkü Ayasofya 567 yıl önce mülkiyet değiştirerek Türklerin yönetimine geçmiştir. Bu dönemlerin hukuk anlayışında toprak edinmek ülke kurmak fetih sistemi üzerinden yapılıyordu. Bu sebeple Ayasofya’nın o dönemde camiye çevrilmesi bir mülk üzerinde tasarruftan ibarettir ve her yönü ile hukukidir.

Çünkü 1453’den beri mabedin mülkiyet açısından statüsü hiç değişmemiştir. Bir millet mülkü üzerinde bir tasarrufta bulunarak onu müze yapmış, sonra yine kendi iradesi ile onu, olması gerektiği şekilde cami olarak tekrar ibadete açmıştır. Hukuken ve fiilen kilise niteliğini yitirmiş bir yapının cami olarak ibadete açılamayacağının iması bile tarihi bir yanılgı olur. Dolayısı ile mabedin mülk statüsünü korunduğu günümüzde 1453 dönemi hukuk algısının günümüzde de geçerli imiş gibi Ayasofya’ya kilise gözü ile bakarak bugünkü uygulamanın haksız olduğu ileri sürülemez.  Aksi takdirde konu mecrasından çıkarak İstanbul’un ve 900’lü yıllardan itibaren fethedilen Anadolu ve Rumeli topraklarının da statüsü münakaşaya açılmış olur. 

Tarihten I.Dünya savaşı sonrasında Birleşmiş Milletler teşkilatının ortaya çıkışına kadar fetih yöntemi geçerli ve meşru idi. Bu yöntemi sadece biz Türkler değil, dönemin mevcut devletlerinin her biri kullanıyordu. Dolayısı ile devletler fetih yöntemi ile vücut bulmuşlardır. Hiçbir devlet “emlakçı aracılığı” ile kurulmuş değildir. Bu sebeple 20. yy’lın başına kadar kimsenin kimseyi gayri meşru ilan etmesi mümkün değildir. Dolayısı ile 567 yıl önce Kilise olan Ayasofya’nın fetihten sonra Camiye çevrilmesi meşru bir durumdur. Buna karşılık o çağlarda Hıristiyanlar fethettiği Müslüman ülkelerdeki camileri kiliseye çevirmişlerse mevcut teamül açısından onlar da meşru durumlardır.

Ancak günümüz şartlarında Müslüman bir ülkenin kendilerinde bulunan bir kiliseyi camiye çevirmelerine meşru bir gözle bakılamayacağı gibi, hiçbir Hıristiyan devletin de ülkelerinde bulunan camileri kiliseye çevirmesine meşru gözle bakılamaz. Bu bakış açısı iledir ki en azından bir asırdır Türkler hiçbir kiliseyi camiye çevirmemiştir. Aksine birçok kilise tamir edilerek ibadete açılmıştır. Ayasofya’nın Fatih’in kurduğu özel bir vakfın mülkü olduğu bu sebeple vakıf senedi dışında bir amaçla kullanılamayacağı, mabedin müzeye dönüştürülmesinin meşru olmadığı söylemine bir kesim şöyle karşılık veriyor:

Osmanlı devleti zamanında oluşan bir hukuk Osmanlı devletinin yıkılması ile ortadan kalkmıştır. Bu sebeple Fatihin vakfiyesi geçerliliğini yitirmiştir. Konu tamamı ile Türkiye Cumhuriyeti devletinin tasarrufu altındadır. Ayasofya’nın Cumhurbaşkanının kararnamesi ile tekrar ibadete açılışının ardındaki işte bu tasarruf hakkıdır.

Öncelikle bilinmelidir ki Osmanlı Devleti yıkılmamış, Osmanlı hanedanlığı kaldırılmıştır. Ülke, devlet başkanı konumundaki Padişah ve halkın seçtiği meclis tarafından ortaklaşa yönetilirken I.Dünya Savaşının getirdiği şartlar içinde devlet başkanlığı için hanedan kaldırılmış, süreli ve seçimli olan Cumhurbaşkanlığı getirilmiştir. Yani Hanedan+meclis (meşrutiyet) modelinden, Cumhurbaşkanı+meclis (Cumhuriyet) modeline geçilmiştir.

Bu durumda siyasal rejim değişikliği, yeni devlet kurulmuş gibi nasıl ifade edilebilir. Bugün meşruti yönetime sahip İngiltere, İspanya vb. gibi devletler meşruti rejimi kaldıracak olsalar yani devlet başkanlığını süreli ve seçimli hale getirseler, yeni bir devlet mi kurulmuş olacaktır.

Demek ki bizim 1918-1923 arasındaki tarihimize ait olaylar yanlış yoruma tabi tutulmuştur. Doğrusunu özetlersek: Öteden beri dönemsel olarak değişik şartlar ve isimler altında Anadolu Selçukluları, Osmanlılar ve Türkiye Cumhuriyeti diye anılan tek bir Türk devleti vardır. O halde devlet tek ise Fatihin vakfiyesinin tabi ki Cumhuriyet döneminde de geçerliliği devam etmektedir.

İşte bu vakfiye Ayasofya ebediyen camidir diyor. Mesele budur.

 
Etiketler: İŞTE, AYASOFYA, BUDUR,
Yorumlar
Haber Yazılımı