haberpi
haberpi
Açık
Afyonkarahisar · 15°C
Bizi Takip Edin
02 Nisan 2026 - 13:55

Ümit Özdağ'dan Özgür Özel'e birleşme çağrısı

Ümit Özdağ'dan Özgür Özel'e birleşme çağrısı

Ümit Özdağ'dan Özgür Özel'e birleşme çağrısı

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ yaptığı yazılı açıklama ile CHP' Genel Başkanı Özgür Özel'e birleşme çağrısında bulundu.
Özdağ açıklamasında  “Zor günlerden geçiyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi'ne ve Belediye Başkanlarına yönelik dava, itham ve operasyonlar, tutuklamalar görülmemiş bir hızla devam ediyor ve ağır boyutlara ulaştı. Biz Zafer Partisi olarak siyasi parti ayrımı gözetmeksizin yargının siyasallaştırılmasını, siyasi rakiplerin yargı marifetiyle baskı altına alınarak etkisizleştirilmesi çabalarını kabul etmiyoruz. Bize yönelik de böyle operasyonlar yapıldı, yapılıyor ve bir bütün olarak Zafer Partisi mensuplarıyla bu süreçlere direniyoruz. Bu tür uygulamalar akla, vicdana, evrensel hukuk ve demokratik toplum ilkelerine karşıdır, düşmandır. Toplumsal barışa büyük zarar vermektedir. Tekrar kınıyoruz. Unutulmamalıdır ki bir gün herkes bağımsız yargıya ihtiyaç duyacaktır. 
Silivri'de hücremden çıkarıldım, bir avukat görüşmesine gidiyordum. Baktım karşı tarafta, koridorun öte tarafında bir hücrenin kapısı kilitli, halbuki gündüz açık olması gerekiyordu avlu kapısı. Dedim ki ‘neden kilitli bu avlu kapısı?’ Dediler ki ‘içeride bir FETÖ'cü emniyet müdürü yatıyor, müebbet hapse mahkum, onlar günde ancak üç saat dışarı çıkabilirler’. O FETÖ'cü emniyet müdürünün daha önceki yıllarda nasıl suçsuz subayları, generalleri kumpaslarla içeriye attırmak istediğini hatırlıyoruz. O da bugün hukuka ihtiyaç duyuyor.

“Özgür Özel'e ve bütün Atatürkçü, vatansever, Türk milliyetçisi liderlere demokratik bir Kuva-yi Milliye anlayışıyla Atatürk'te birleşme çağrısı yapıyoruz”

Yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarının araştırılmasına, soruşturmaların ve yargılamaların yapılmasına elbette karşı değiliz. Bu adalet mekanizmasının görevidir. Ancak milletin oylarıyla seçilmiş Belediye Başkanlarını sabah baskınlarıyla evlerinden almak, tutuklama furyaları içerisine sokmak ve uzun tutukluluk süreçlerinin adeta mahkumiyete dönüşmesi düşman ceza hukuku uygulamasıdır. Keza, Cumhuriyet tarihi boyunca görülmemiş şekilde parti kongrelerinin iptal edilerek kayyum atama girişimleri de bir başka şekilde baskı kurma çabasıdır. Bu noktada Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Özgür Özel'in bazı Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekillerini istifa ettirerek ara seçim yolu açmak istediğini görüyoruz. Ancak ara seçimin tek başına bir çözüm olmadığı ortada. İstifaların gerçekleşmesi ise iktidar bloğunun arzusuna bağlı. Gelinen bu noktada Cumhuriyet Halk Partisi'ne ve onun Sayın Genel Başkanı'na bir çağrıda bulunmak istiyoruz. Zafer Partisi olarak hukuk devleti ve demokrasiye inanan, Atatürk'e ve Cumhuriyet'in kurucu değerlerine gönülden bağlı olan tüm siyasi parti ve oluşumların geniş bir milli ittifak paydasında birlik ve beraberlik içinde bir araya gelmesinin çok önemli, çok etkili ve çok değerli olduğunu görüyor ve düşünüyoruz. Sayın Özgür Özel'e ve bütün Atatürkçü, vatansever, Türk milliyetçisi liderlere demokratik bir Kuva-yi Milliye anlayışıyla Atatürk'te birleşme çağrısı yapıyoruz. Eli kanlı terörist başını kurucu önder ilan edenlere karşı Türk milletinin ve Cumhuriyetimizin ebedi ve büyük önderi Atatürk'te birleşmeye davet ediyoruz. Sayın Özgür Özel ve CHP yönetimini ‘Terörsüz Türkiye’ laflarıyla DEM, PKK ve BOP'un silahla terörle gerçekleştiremediği ihanetlerini açılım adı altında ve Anayasa değişikliğiyle yapma gayretlerini boşa çıkarmaya, bu şer ittifakına dolaylı ve mahcup bir destek olarak görülen o masaya oturmamaya ve masayı terk etmeye davet ediyoruz. CHP'nin o masada oturuyor olması bütün keyfiliklere, hukuksuzluklara, baskılara ve antidemokratik uygulamalara rağmen iktidara meşruiyet vermekten öte bir anlam ifade etmemektedir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu devleti kurarken Şeyh Said ve Seyit Rıza'yla aynı masaya oturmadı. Onlar için gerekeni yaptı. Cumhuriyet Halk Partisi gerçekten Atatürk'ün partisiyse bölücülerle, Şeyh Said'in, Seyit Rıza'nın izinden gidenlerle aynı masaya oturmamalıdır. CHP'den bunu beklemek milletimizin büyük çoğunluğunun da açık şekilde ortaya koyduğu talebidir. Gelin, bölücü terörün eli kanlı ağababasını kurucu önder ilan edenlerle aynı masada oturarak onlara meşruluk sağlamak yerine Cumhuriyetimizin kurucu ve ebedi önderi Büyük Atatürk'te birleşelim, emperyalist oyunları birlikte bozalım.

Evet, bu çağrımızı yaparken Türkiye'nin içinden geçtiği ağır ekonomik kriz değil artık, buhranın da her geçen gün halkımızın omuzlarında nasıl baskıcı ve yıkıcı hale geldiğini görüyoruz. AK Parti iktidarının günü kurtarmaya yönelik, halkı fakirleştirirken küçük bir grubu, rantiye grubunu zenginleştiren ekonomik politikaları, Türk ekonomisini ağır buhranın pençesine teslim etmiş durumda. İktidar bugün yaşanan ekonomik buhranı ABD ve İsrail'in İran'a saldırması neticesinde dünya petrol fiyatlarında ortaya çıkan artışa bağlıyor. Tabii bu nedenlerden sadece birisi ama gerçek neden değil. Türk ekonomisi 10 yıldan bu yana derinleşen bir ekonomik buhranın içinde. Bir yandan planlı devlet kapitalizmiyle yükselen Çin ekonomisinin Türk ekonomisi üzerindeki etkileri, diğer yandan Avrupa Birliği ile Hindistan arasındaki ekonomik iş birliği anlaşmasının yaklaşan sonuçları, günü birlik yönetilen ekonomimizi daha da ağır bir krize muhakkak sürükleyecektir.

AKP sözcüleri Türkiye'nin yüksek gelirli ülkeler ligine yükseldiğini ve Avrupa'nın üretim üssü olduğunu iddia ederken, sanayi verileri bunun tam tersini işaret ediyor. Beyaz eşya gibi ekonominin lokomotif sektörlerin birinde üretimin yüzde 30’un üzerinde daralması, konjonktürel bir yavaşlama değil, doğrudan yapısal bir kırılmadır. İhracattaki çifte haneli düşüş Türkiye'nin maliyet bazlı rekabet avantajını kaybettiğini göstermektedir. Enerji ve lojistik maliyetleri dramatik seviyelere çıkmıştır. Motorin fiyatlarının 80 TL bandına gelmesi üretim zincirinin her halkasını maliyet şoku olarak yansıtmaktadır. İhracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 70'e gerilemesi, üretim ekonomisi söyleminin pratikte karşılığının olmadığını göstermektedir. Türkiye hala ara malda dışa bağımlı, enerjide dışa bağımlı ve teknolojide dışa bağımlıdır. 2002'den bu yana geçen 24 sene adeta boşa harcanmıştır ve bu yapı sürdürülebilir değildir. Tekstil ve hazır giyim sektöründe üretimin Mısır ve Asya ülkelerine kaydırılması sadece maliyet değil, rekabet gücünün kaybının açık göstergesidir. Ekonomik bir kalkınma programı olmayan AK Parti iktidarı günü kurtarmak için finansal önlemler alma peşindedir. AK Parti kur artışını piyasa mekanizmasıyla değil, müdahalelerle kontrol etmeye çalışıyor. Bu amaçla rezerv satışları gerçekleşmekte, swap işlemleri yapılmakta, yüksek faizle sıcak para çekilmeye çalışılmaktadır. Ama unutmayalım, kuru baskılarsınız, riski biriktirirsiniz' dedi