Siyaset, Arapça kökenli bir kelimedir ve yine at eğitimi, at talimi anlamına gelmektedir. Hani var ya seyis ve at ilişkisi işte. Ha "seyis-at" ha "siyas-et" gibilerinden al birini vur ötekine yumurta tavuktan çıkıyor, tavuk ise yumurtadan..
Osmanlı, Arapça'dan aldığı bu sözcüğe biraz ağırlık katayım demiş ve devlet geleneği için siyaset sözcüğünün "ceza" ve özellikle "ölüm cezası" anlamında kullanıldığı görülmüştür.Yunan siyasal yaşamında ise siyaset, polise veya devlete ait etkinlikler biçiminde tanımlanmıştır.
Bereket Yunanlılar bu işe biraz ilim ve felsefe yüklemek isteyince ortaya "Siyaset Bilimi" çıkmış ki, bugün bizdeki siyasal bilgiler fakültelerinin bir tarihi ucu da oraya dayanır..
AKP'nin siyaset akademileri mi?
Yok..yok...onlar göz boyamaca..
Tek kutuplu bir düşünceyi, tek kutuplu düşünce sahiplerinin ağzından, sürekli olarak salonlara doldurduğunuz gençlere dayatmanın ne ilimle, ne bilimle ne de ilim-bilim akademisiyle bir ilgisi alakası olamaz..
Siyaset, belli bir toplumda yer alan farklılıkların ve çatışma halinde olan çıkarların uzlaştırılması faaliyetidir. Yani avamın dili ile siyaset her şeyden önce bir yönetme sanatıdır..
Neyi yönetme?
Devleti ve insanı yönetme..
Devleti ve insanı yönetirken sürekli olarak her şeyi nalıncı keseri gibi kendi tarafına yontarsan bunun adı siyaset değil düpedüz fırsatçılıktır..
Devleti ve insanı yönetirken sürekli olarak kendine yakın tebaayı ve yandaşını gözetir, diğerlerinin gözüne ise çöp sokarsan bunun adı da siyaset değil düpedüz fitne fesatçılıktır..
Peki ne olur bunları yaparsan?
Siyaseti yapamamış olursun ve geldiğin gibi gidersin..
Millet desteği mi?
Ya boş ver o millet desteğini sen. O millet değil midir;
İsmet paşa için önce "milli şef" deyip sonra "sağır ismet" diye lakap takan?
O millet değil midir;
Adnan Menderes'e "sen istersen hilafet bile geri getirirsin" diye gaz veren sonra onun idam edilişini umursuzca sadece izleyen?
O millet değil midir;
12 mart 71 muhtırasında, 12 Eylül 1980 askeri darbesinde ve 28 Şubat 1997 sürecinde peşpeşe Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan'ı gözünü kırpmadan feda eden ve onları Yassıada'ya tıkan Kenan Evren'i önce 7 yıllığına Cumhurbaşkanı seçen ve yine onun dayattığı darbe anayasasına % 95 ile "evet" oyu veren?
Şimdi ne yapıyor aynı Millet?
Tayyip Erdoğan'a gaz veriyor "90 yaşındaki Evren'i de içeri at" diye..
Size bir sır vereyim mi?
Siyasetçi kendisinin uyanık olduğuna inanıp, milleti aptal yerine koyarak kullandığını sanıyor!..
Yalan...Vallahi yalan..asıl millet siyasetçiyi kullanıyor. Kendi çıkarı için siyasetçiyi kullanıyor ve işi bitince de "sen git artık, öteki gelsin" diye hadi yallah çekiyor..
Siyasetçinin götürdüğü para mı?
O iş kolay nasıl olsa sonra gelen siyasetçi, bir öncekine "sökül bakalım lan" demek zorunda. Demezse zaten kendi nerden götürecek..
Bir hatırlayın bakalım Özal, Demirel, Çiller ve Mesut Yılmaz dönemlerinde başta Yahya Demirel, Engin Civan, Selim Edes, Kemal Horzum, Kamuran Çörtük, Hayyam Garipoğlu, ve Cavit Çağlar olmak üzere paraları götürenlerin başlarına ne işler geldiklerini. Hadi onları unuttunuz diyelim. En son olarak Demirel'in aile dostu Kemal Uzan ve oğul Cem Uzan bırak paralarını kurtarmayı bir taraf canlarını zor attılar gavur ellerine..
Hadi biraz daha yakından inceleyin ve Gebze'de dahi görün bir dönemlerin anlı şanlı belediye başkanlarının ve hatta milletvekillerinin şimdi kahve veya park köşelerinde nasıl vakit öldürdüklerini ve süklüm püklüm yürüdüklerini..
Yahu ben şimdi nerden daldım bu konuya?
Oysa "belden aşağı kayan siyaset"i yazacaktım..
Siyasetçinin siyasi altyapısı ve siyasal birikimi yok ise eğer, o kişi karşısındaki siyasi rakibini alt edecek güçte olamayacağı için çareyi belden aşağı kaymakta bulur..
Bunun adı mahalle siyasetidir...yani dedikodu, fitne ve fesat ile karşındakini dize getirme çabası..
Maalesef ve maalesef bugün Türkiye'de siyaset bitmiştir ve en alt birimden en tepe noktalara kadar siyaset bu yöntemle yapılıyor. Yani dedikodu, yalan, dolan, iftira, fitne ve fesat ile irili ufaklı tüm istikbal vadeden siyasetçiler devre dışı bırakılıyor...yani yani siyasetin dışına itiliyor..
Bu iğrenç yöntem sadece siyaseti mi esir aldı sanıyorsunuz, bu yöntemle koca Türkiye Cumhuriyeti'nin ordusuna kendi kafalarına göre şekil verdiler ve hatta ömürleri terör ile mücadele etmekle geçmiş 50 yıllık generalleri dahi terör örgütü elebaşı Apo ile ...
Neyse...stop!..
Stop mu ne demek?
Kendi kendine sansür uygulamak demek..
Evet siyaset belden aşağı kaydı..
Kaydırmayın beyler efendiler...
Kaydırmayın yoksa yarın size de kayarlar..
Hani var ya "çalma kapımı, çalarlar kapını" misali..
Tabi ki bu yazım anlayana..