O YENİ NESİL GAZETECİ?
CHP'YE KİM GENEL BAŞKAN OLUYOR?
BAŞKAN YAMAN'IN DAYISI AKP'DEN İSTİFA ETTİ!
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

CHP VE SEDAT TATAR

26.01.2012 / 00:00


Hatırlar mısınız, eski dönemlerde başına “yeni” sıfatını alan her ne varsa ilgi görüyor, çekim merkezi olup muhataplarını peşinden sürüklüyordu.

“Yeni” kelimesi sosyal hayatta, ticarette ve siyasette bir metot, değişimciler için ise bir çıkış sıfatıydı.

Bu kelimenin sihrine kapılanlar “yeni” umutlarını yarınlarda arayarak gelecek hayallerini canlı tutuyorlardı.

İnsanlar da ilgiliydi.

Bu ilgiyi tabi ki bu sıfata bağlamak tek başına haksızlık olur.

Ama temel bir gerçek vardı ki, “yeni” olmak başlı başına bir değer, bir sosyal kimlik halinde tezahür ediyordu.

Başka bir değişle “yeni” sıfatı toplumsal yenilenme ihtiyacının bir göstergesi, genel bir kendinden sıkılma, arınma, kabuk değiştirme ve başkalaşma yöneliminin kavramsal ifadesiydi.

Belki de bir kısırdöngü halini alan değişim paranoyası…

Gel gör ki dilimize pelesenk olan bu yeniliğin toplumsal yaşamda karşılığı yoktu.

Toplumun bireyleri olarak biz de yenileniyor muyduk? İşte asıl aranması gereken bu sorunun cevabıydı.

Çünkü; “Yeni” diye yola çıkanların başarısız olmalarındaki en büyük etken bu temel faktörü göz ardı etmeleriydi.

Geçen hafta içerisinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ilçemizi ziyaret etmesi, son dönemde iç muhalefetin hareketlenmesi, bana yine bu “yeni” sıfatını hatırlattı.

Yeni bir döneme girildi ve yeni başkan Kılıçdaroğlu…

Gelin geçmişe dönüp Deniz Baykal’ın o muhteşem kurultayını hatırlayalım.

Özle hazırlanmış rampalarından gökyüzüne doğru fırlatılan havai fişekleri, yüzlerce mumla aydınlatılan dev bir şamdan gibi patlamış, havaya saçılan ışık huzmeleri yere doğru süzülürken bir star edasıyla Deniz Baykal kürsüye çıkmıştı. Kendinde emin bir tavırla bir elini Arjantinli Peron gibi hava kaldırıp delegelerini selamlarken salondaki uğultu, alkış ve tempo dakikalarca sürmüştü.

Bu çıkışın adı şöyle konmuştu;

 “Yeni Dönem!..”

“Yeni” yüzyılda, “yeni” hayatımızda, “yeni” bir dönem başlıyor ve “yeni” beklentilerimize “yeni” bir demokrasi anlayışı hakim oluyordu.

Yeni hedefler konmuş, yeni umutlar yaratılmıştı.

Aradan onca yıl geçmesine rağmen değişen tek şey “zaman”, değişmeyen şey ise “yeni söylemlerdi…”

Peki neden?

Biraz irdelersek;

Bugün siyasi arenada yaşananlar birçok kesime sistemli çalışmanın, örgütlenmenin, tabanla sıkı bağlar kurmanın ve ideolojik beslenmenin ne kadar önemli ve elzem olduğunu sanırım çok iyi hatırlatmıştır.

Geleneksel partiler artık genel merkez oyunlarıyla, delege çalımlarıyla, merkez yoklamalarıyla seçim kazanamayacaklarını fark etmişlerdir.

Bugün CHP’nin de yapmak istediği budur.

Üye kaydetmenin, seçmenle yüz yüze iletişimin hayatiyeti nihayet kavranmış görünüyor olmakla birlikte, topluma entegre olamayan düşüncelerin de asla ilerleyemeyeceğini anlamaya başladılar.

Dahası, sadece başkanların değişmesinin de tek başına yeterli olmadığını artık net gördüler.

Ama halen katmanlaşmış ve yıllarca parti içerisinde hantallığa neden olan büyük bir kitle var ki, sanki efsunlu bir başkan başa gelecek ve her şeyi birden bire değiştirecek düşüncesinden henüz kurtulabilmiş değil.

Büyük çoğunluk siyasilerin bugün yaptıkları da bu…

Belirlenmiş çizginin üstüne çıkamıyor olmaları da bundan.

Bu “sanal değişim” sadece delegeleri heyecanlandırmaktadır o kadar!...

Ankara’ya koşan delegeler kurultay salonunun kulisinde aralarında dertleşecekler.

Sonra delegeler salona girince değiştirdikleri şeyin parti politikası ya da dünya analizi değil, genel başkan analizi olduğunu anlayacaklar. Ama iş işten geçmiş olacak.

Bunun şampuan değiştirmekten bir farkının olmadığı çok sonra anlaşılıyor. O zaman da “atı alan Üsküdar’ı geçmiş oluyor.”

Ama yıllardır da yapılan politikalar böyle olmuştur.

Genel Başkan değişir “yenilik hareketi” sloganıyla yola çıkar, İl ve ilçe başkanları tasfiye edilir. Yeni başkanlar da “yenilik hareketi” sloganıyla aynı yoldan devam ederler.

Yeni şeyler söylenmeye çalışılır ama yeni kazanımlara çok uzak kalır.

Keşke lideri değiştirmek tek başına yeterli olabilseydi.

Bugün Kılıçdaroğlu’nun da İlçe Başkanı Sedat Tatar’ın da yaptığı böylesi bir olguyu kırmak, gelenekçi politikaların hantal yapısından kurtularak yeni açılımlarla toplusal bütünleşmeyi yakalamak.

Kılıçdaroğlu’nun Eskihisar’da söylediği şu sözün toplantıya katılanların akıllarına işlenmesi ve her yerde anlatmaları da bu yüzdendir;

“Herkesi dinleyin ve söyleyeceklerini sonuna kadar bekleyin. Daha sonra ne söyleyecekseniz söyleyin ve herkesin kapısına kadar gidin!...”

Mustafa Kaya’nın yıllar yıllar önce “bu partinin kapısını kapalı tutturmam” diye sebat ve inatla partiyi ayakta tutmaya çalıştığı günleri asla unutamam.

Delifişek bir delikanlının cesur ve kararlı direngenliği o dönemlerde 12 Eylül korkusunu üzerinden atamayanlara örnek olmuş, devrimci geleneğin insan yapısı üzerindeki model tutumunu sergileyerek büyüklerinin de övgülerine mazhar olmuştu.

O günlerden bugünlere gelindiğinde, bazı dönemlerde parti tabelaları SODEP / SHP gibi farklı isimler almış olsa da benzer çehreler bu kapıları aşındırmış, dönemsel rüzgarların tesiriyle oluşan politikaların esintisine kendini bırakarak politika üretmeye devam etmişlerdi.

Bir yandan da yenilenme hareketi sığ sularda beyhude yere engin denizler arayıp durmuş.

Yöreselcilik, mezhepçilik ya da etnisizm tartışmaları kafatasçılık olarak betimlenmiş olsa da bu zihniyet temsilcileri örgüt yapısı içersinde kendilerine her zaman yer bulmuştu.

Üç adım ileri gidildiğinde bu yapıların olumsuzluğu partiyi iki adım geriye çekerek, bugüne gelinen noktalardaki taşlar, çukurlar ya da engeller olarak ön plana çıkmıştır.

Her dönemi, o dönemdeki çalışmaları ve o başkanları tek tek irdelemenin de yanlış olacağını düşünmekteyim. Mustafa Kaya’dan Sedat Tatar’a kadar süregelen dönem içerisinde onlarca başkan değişti, onlarca yönetim kadroları görev yaptı. Birbirinden değerli ve iyi niyetli arkadaşlar.

Yine bu dönemlerde birçok üye Kurultay Delegesi, milletvekili olarak seçilerek üretilen politikaların içerisinde etkin roller üstlendiler.

Lakin CHP genelde de yerelde de beklenen ivmeyi yakalayamadı, seçmenlerini hayal kırıklıklarına sevk etti.

Çünkü yenilenme hareketi lider değişimine endekslenince başka sorunlar çıkıyor, parti içi ayrılıklar ve çözülmeler baş gösteriyordu.

Parti binalarında hep aynı yüzlerin görülmesi de bundandır.

Her yiğidin yoğurt yiyişi misali, her gelen değişik bir görüntü verebilmek için ortaya değişik siyasal programlar koymak yerine, daha çabuk sonuç alacakları değişim işaretlerine başvuruyor, seçmenin de aklının karışmasına sebep oluyordu.

İlçe Başkanı Sedat Tatar’ın bugün yaptıkları onca katmanlaşmış ve hantal bir yapıya bürünen “eski yeniler”den farklı bir “yeni” olarak ortaya çıkmaktadır.

Tatar, seçmenin “duygu”larına yönelik eski politikalardan vazgeçmiş, seçmenin “aklına” yönelik günümüzün kabul gören politikalarını uygulamaya çalışmakta ve Kılıçdaroğlu’nun doğru söylemlerine de başvurmaktadır.

Hal böyle olunca da taşların yerine oturduğu görülmektedir.

İlçe Yönetimi her kapıyı çalmayı, her kişiye ulaşmayı düşündüğü kadar, her soruna alternatif çözüm üretebilmeyi de başardığı, sırf muhalefet olsun diye her şeye gereksiz yere çıkışmadığı ve akılcı davranmaya devam ettiği sürece, biz de onların doğru yolda olduğu izlenimimizi muhafaza edeceğiz.

Dilerim kayılmaz, ama CHP’nin genlerine yapışmış o tehlikeli sürece tekrar kayılırsa…

Ve siyaset sorunlara değişik çözüm yolları aramanın bir aracı olmaktan çıkıp birkaç kişinin lider olma mücadelesine yeniden indirgenirse, çok yazık olur.

Çünkü bu yapı öylesine katı bir model geliştirmiştir ki, birbirinden tamamen bağımsız olması gereken “parti merkezi”, “kurultay” ve “delege üçlüsü” iç içe geçmiş ve üye yazımını ele geçiren yönetimin dilediğini yapabilme gücüne dönüşebilmektedir.

Yıllardır işaret edilen tehlikeli yapı da budur.

Seçmen olarak gönlümüz bundan yana olmasa da bu bulutların öbek öbek CHP’nin üzerinde onu takip ettiği gerçeğini yadsıyamayız.

Bu bulutları dağıtıp, aydınlık bir gökyüzü altında “bahar bahçe” türkülerini söylemeye aç seçmenlerin umudu olunabilecek mi, yoksa intizar edip “bu ne yaman çelişki anne” feryatlarıyla iç dünyalarına çekilen seçmenlere sırt mı dönülecek?

Yani; “Yeni”lenmeye devam mı edeceğiz? Yoksa “yeni”lecek miyiz?

Bunu da “yeni” zaman gösterecek.

 

Etiketler:
Bu yazi toplam 743 defa okundu
YORUMLAR
Engin Aygün: 
"enginaygün@gmail.com"
Biz yıılardır beedel ödeyerek kazanımlar edindik. Hiç birşey kolay olmadı bundan sonrada olmayacak. Ama artık rotasında yol almanın vaktı geldi. Bu yazıda siyasi çizgi, duruş ve ilkeler üzerine mükemmel irdelemeler var. Umarım mesajı alması gelenler alır.
27.01.2012 / 18:59
Yazarın Diğer Yazıları
DEDİKODUCU GAZETECİ!
Son zamanlarda “gazetecilik” konusunda o kadar çok sap ile saman birbirine karıştırıldı ki, üç beş kelam etmek zorunda kaldım.. Samanlık, gazeteciliği herhangi bir partinin fikriyatı ile özdeşleştirmek olurken, saplık ise gazetecilik maskesi altında o fikriyatın militanlığına soyunmaktır..
YAZARLAR
İŞTE AK PARTİ GEBZE İLÇE KONGRESİNİ TARTIŞMA PLATFORMU
Ak Parti Genel Merkezi’nin, mevcut ilçe başkanı Yılmaz Bayram'ın tekrar aday olmasının tüm yollarını kapayarak Gebze’de Ekrem Özenir’i aday göstermesi üzerine özellikle Milletvekilleri Fikri Işık ve Mehmet Ali Okur ile AKP İl Başkanı Mahmut Civelek'e tepkiler dinmiyor. Bu konu ile ilgili yaptığımız haberlere gelen yorumlar ise sayfalar dolusu. Lakin değişik değişik haberlerin altında ve bir bütünlük arzetmiyor. Biz yorumlarınızın ve tepkilerinizin bir noktada toplanarak ses getirmesi amacıyla haberpi.com olarak bir ilki gerçekleştirerek buradan "AK PARTİ GEBZE İLÇE KONGRESİNİ TARTIŞMA PLATFORMU" sayfasını açıyoruz. Aşağıdaki yorum ekle kısmına kongre süreci ve adayla ilgili düşüncelerinizi yazarak buradan yayınlayabilirsiniz. Hakaret ve belgesiz suçlama içermediği sürece kongre günü olan 27.Kasım tarihine kadar bu sayfa sizlere ve yorumlarınıza açık olacaktır..