Son birkaç yıla damgasını vuran “Taraf” sözcüğünün akla getirdiği iki şey var. Birincisi “Taraf Gazetesi”, ikincisi ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın iş dünyasının duayen kuruluşu TÜSİAD’a ve Başkanı Ümit Boyner’e hodri meydan çekerken kullanmış olduğu “tarafınızı belirleyin, taraf olmayan bertaraf olur” sözleri..
Bereket ki, her ikisi de yani hem “Taraf Gazetesi” hem de Başbakan’ın o sözleri geniş bir kesimde kabul görmedi hiçbir zaman. Bunun nedeni ise adını “Taraf” koyan gazetenin gerçekten de her olaya tek taraflı bakarak, öteki tarafa yaşam alanı bırakmak istememesi ve hatta yok etmek için militanca bir yayın sürdürmesinden ve Başbakan’ın “bertaraf olursunuz” sözlerinin ise ürkütücü ve tehditkar bir hava içermesinden olsa gerek..
Oysa ki orta yerde bir gerçek vardı; bin yıllık devlet geleneğine sahip olan bu devlet ve bu devletin milleti, tarihleri boyunca içinde barındırdığı her kesime ve her türlü etnik, mezhepsel ve kültürel farklılığa yaşam alanı tanımış ve de hiç birisini bertaraf etmeye yeltenmemişti..
İşte onun içindir ki, bin yıldan beri devlet olarak hep var olmayı başarabilmişti..
Dedikten sonra geliyorum bizim tarafımıza yani haberpi.com’un ve bu çatı altında yazı yazan, haber yapan başta Cengiz Yücak ve Adalet bora olmak üzere tüm basın emekçisi arkadaşlarımıza..
Biz tarafız ama bizim tarafımız ise insanım diyenin olması gerektiği gibi demokrasi, insan hakları, eşitlik ve özgürlük gibi evrensel kuralların yanısıra haktan, hukuktan, doğrudan, iyiden, güzel olandan ve tüm güzelliklerden yanadır. Ve biz yine tüm bunları sadece kendimiz için değil, ait olduğumuz toplumdaki tüm farklı kesimler ve onların farklılıkları için istiyoruz..
Bizim meslek için “ben tarafsız gazeteciyim” sözleri her ne kadar gerçek ise “doğrudan, haktan, hukuktan, güzelden ve güzelliklerden yana taraf olan bir gazeteciyim” sözleri de o kadar gerçektir..
İşte biz buyuz ve bunun bedeli varsa ki, geçmişte yaşadıklarımızdan anladığımız kadarıyla da varmış! Onu da ödedik, ödüyoruz ve ödemeye de hazırız..
Bunu da yazdıktan sonra geçiyorum Militan Gazeteciliğe..
İşte işin püf noktası burada gizli. Yani taraf olmak ile militan olmanın birbirleri ile sarmaş dolaş olmasında başlıyor asıl sıkıntı. Bir düşünce, bir olay veya gelişmeyle ilgili olarak haberleriniz sürekli olarak nalıncı keseri gibi tek taraflı yontmaya ve öteki tarafı adeta yok ve haksız saymaya başladığı zaman, hitap ettiğiniz okur kesimi bunu anında hisseder ve sizi de “tamam bu olayda, bunlar da şunun adamı ve o saftan” diye sizi anında oturtuverirler terazi kefesinin bir gözüne..
İşte bir gazeteci için en istenmedik ve en tasız bir şeydir, birilerinin kefesine oturtulmak. Çünkü siz özgür düşünceniz ve kaleminiz ile var olduğunuzu hissederek yaşamaktan ve yazmaktan keyif aldığınız bir noktada, birileri artık sizin kaleminizin ve düşüncelerinizin özgür olmadığı kanısındalar…
Ve tabi ki bu kanı zamanla önyargıya ve en sonunda da kesin yargıya dönüşür. Kesin yargının ise ne olduğu zaten belli; kaleminiz kırıktır, kaleminiz kırılmıştır..
AKP Kocaeli ilçe kongrelerinde yapılan “tek liste dayatması” önce parti içinde kendi partililerince antidemokratik bulunuldu. Çünkü bu dayatılan kural, parti içinde üye ve delegelerin kendi ilçe yöneticilerini seçme haklarını elinden aldığı gibi kendi hür iradeleri ile ilçe başkanı ya da ilçe yönetim kurulu üyesi adayı olmak isteyenlerin önüne de “hayır olamazsınız, biz genel merkezden kimi istersek onlar aday olacak” şeklinde engeller getirmişti.
Böylelikle bu durum antidemokratik bulundu ve bu antidemokratiklik önce kendi partililerini rahatsız ettiği içindir ki, olay dışa yansıdı ve gazeteciler de haber değeri olan bu olayda ister istemez kendilerini bir yerlerde buluverdiler..
Bizim kişisel olarak bu olaya yaklaşımımız; kendimizin ve ülkemizin yönetimini ve hatta geleceğimizi emanet ettiğimiz partinin, kendi il, ilçe ve belde örgütlenmelerini şekillendirirken demokrat davranması yönündedir. Öyle ya, kendi içinde demokrat olamayan bir yönetim anlayışı, benim "demokrasi ile yönetim" şeklinde karar kılmış ülkemde nasıl demokrat bir yönetim sergileyebilirdi ki..
Bunun açılımı şudur; biz bu olayda sadece parti içi demokrasinin işletilmesinden yana tarafız. Bunun dışında kimin ilçe başkanı olacağı bizi zerre kadar ilgilendirmiyor. Çünkü partinin ne üyesiyiz ne de delegesi. Yeter ki benim soluklanarak yaşadığım ülkeyi yöneten parti, kendi içinde demokrasiyi işletsin de, ha Ahmet ha Mehmet kimi getirirse getirsin bizim için fark etmez..
Ha biz böyle düşündüğümüz ve bunları yazdığımız için birileri tıpkı sevdiklerini “tek listelerine” koydukları gibi bizi de “bertaraf edilmesi gerekenler listesi”ne koyacaklarsa, onlara da “yaparsınız kılıcınız keskindir” deriz.
Deriz demesine de her kelle koparan kılıcın, günün birinde kestiği kelle kemiklerinden dolayı “kör kılıç” haline dönüşeceği gerçeğini de kimse göz ardı etmesin..
Kör kılıç…yani artık işe yaramadığı için hurdaya çıkartılan kılıç..
Son söz; yorum köşelerimizde, aklımızdan ve yüreğimizden gelen özgür sesimize yer veririz. Haber sütunlarımız ise haber değeri olan her kişiye ve her olaya karşı açıktır ve de eşit mesafededir. Gebze’de bu olayın simgesel isimleri haline gelen gerek Yılmaz Bayram gerekse de Ekrem Özenir beyler ile ilgili yaptığımız haber arşivlerine göz atarsanız, her ikisinin de gerek açıklamalarına gerekse de haberlerine aynı eşit yaklaşımı gösterdiğimizi görürsünüz.. Yine aynı şekilde "TEK LİSTECİ CİVELEK'İN KONGRE ZAFERLERİ"ni yine herkesten önce haber yapan da bizleriz..
Köşelerimizdeki yorumlarımız ise Azerbaycanlı kardeşlerimizin deyimi ile yürek sözlerimizdir..Kendi köşemden dile getirdiğim AKP İlçe kongresi ile ilgili yazdığım yorumların, AKP Kocaeli İl Başkanı Mahmut Civelek'in canını sıktığının ve hatta üzdüğünün farkındayım. Lakin ne yapabilirim ki, ben sadece onun canını sıkıyor ve belki de üzüyorumdur ama Sayın Civelek çok daha fazla insanın hem de kendi partisinin insanlarının canını sıkıyor ve hatta üzüyor..
Hiç değilse Başkan Mahmut Civelek'in "çok yaşa Başkanım...devam..en doğrusunu yapıyorsunuz" diyen gazetecileri var da en azından "haklıyım galiba" diye güç ve teselli buluyordur. Bırakın da bu üzülen binlerce partilileriniz de benim gibi bir kaç gazetecinin köşesinden teselli bulsunlar bari!...
Yoksa bu kadarcığınada mı tahammülünüz yok?