Onu hayata küstüren gözlerinin geçici olarak kapanması değil, 35 yıllık bir hayata sığdırdığı yaşadıklarıydı.
Doktoru ısrarla uzattığı ilaçları ona içirmeye çalışıyor, kullanmaması halinde gözlerinin bir daha asla açılmayacağını söylüyordu.
Genç kadın kısık gözleriyle önce sımsıcak gülümser. Sonrasında da doktoruna döner ve dudaklarından şu cümleleri akıtır;
Görecek ne kaldı ki doktor bey?
En iyi arkadaşı tarafından sırtından vurulan insanları gördüm.
Yaşanmadan biten nice yaşamları...
İhanetleri, riyakârlıkları, yalakalıkları...
Satılmışları gördüm, ayaklar altında ezilen kişilikleri ve yok edilen benlikleri...
Onur ve erdemi yok etmeye çalışan onursuzları gördüm; devasa bir sürü gibi.
Örgütlülüğü elinden alınan ve köleleştirilenleri...
Bir somun ekmeğe muhtaç edilip, tebaa haline getirilenleri...
Yeni efendiler yaratıldığını gördüm!
Kralları ve padişahları...
Koltuk sevdalılarını..
Frak giymiş hırsızları, ona itibar eden brokratları.
Tecavüze uğrayanları, 16'sında kadın olmuş kızları gördüm.
Doğduğu gün sekizbin dolar borç altına sokulan bebeleri gördüm.
Israrla sanal kahraman isimleri konulan ve kahraman olacağı hayal edilen bebeleri...
Vatan kavramını bilmeyenleri gördüm. Bayrağı paçavra gibi fırlatanları…
Omuzlarda taşınan hırsızları, vatanperver maskesi takarak ortalıkta gezinen vatan hainlerini, içeride yatan aydınları…
Önüne dev gibi Türk bayrakları asılan ama yabancıların eline geçen fabrikaları...
Kurtuluş Savaşı sırasında cepheye mermi taşırken şarapnel yiyerek emperyalizme karşı direnen Eliflerin /Ayşelerin torunlarını, Amerikan bayrağından yapılmış elbiseler içinde yabancı bir Türkçeyle konuşurlarken gördüm.
Ve ne acıdır ki, basiretsiz yönetimler yüzünden tarihe sayfalar dolusu şanlı kahramanlıkları yansıyan Türk askerinin başına çuval geçirildiğini gördüm.
Artık görülecek bir şey kalmadı doktor bey!
Bu kadarını gördüm.
Daha fazlasını görmek açgözlülük olmaz mı?...