Hep merak etmişizdir değil mi? Dersim’in adı neden değiştirildi..Bugün bile vahşi ruhluların en gelişmiş işkence yöntemlerine rağmen kimsenin aklına böylesine zalimce bir yöntem gelebilir mi ?Bir kenti cezalandırmanınen vahşi yolu..Acaba bu kimin aklına gelmişti.. Kim önermişti..Hani akıl babası böylesine bir sakat ruhu taşıyordu ve taşıdığı bu ruha ikizler,üçüzler bulmayı başarmıştı. insanın aklı almıyor değil mi? Vicdanı kabul etmiyor.. Yeni nereye koyarsanız koyun bir yere oturmuyor, sığmıyor. Peki Dersimin anlamı neydi ki bu kadar cezayı hakketti.. Kürtçe’de “gümüş kapı”, Zazaca da ise “duvarlı” anlamına geldiği rivayet ediliyor.. Peki ya Tunceli, Tunç gibi sağlam insanların yaşadığı yer anlamını taşıyormuş.. Bunda bile bir zıtlık bir mantsızlık bir tutarsızlık yok mu? Yani Gümüş Kapı veya Duvarlı yer anlamına gelen Dersimi değiştirip Tunç gibi insanlar diye hitap etmenin küfür mü yoksa ödül mü olduğuna karar vermek gerçekten çok zor.. Ama kolay anlaşılabilir bir şey var ki, O da Dersim adının Kürtçe, Tunceli’nin de Türkçe bir kelime olmasıdır.. Yani işin temelinde ‘ırklar ve diller’le ilgili ciddi, iyi tasarlanmış ve sonunda kendilerince başarıya ulaşılmış bir proje var..
Fakat,
Buna rağmen Tunceliler hiçbir zaman Dersim’den vazgeçmediler..Ne ruhlarına ne de yüreklerine uymadı Tunceli.. Şarkılarda, türkülerde ve ağıtlarda hayat buldu Dersim. Aktı aktı Munzura karıştı..çoğaldı, nesilden nesile aktarıldı.. Kimbilir kaç yaşlı kadın masalların arasına sıkıştırıp bir devin ismi olarak anlattı torunlarına Dersimi...Kimbilir kaç dede, gecenin siyah gözlerine fısıldadı bu ismi .. Bilemiyoruz.. Ama anlıyoruz.. Bugün buradan bakınca daha bir netleşiyor çekilen acılar, yaşanan dramlar ama en önemlisi de değiştirilen isimler.. Kim kabuledebilir ki isminin zorla değiştirilmesini..Hiç kimse..Bunun en canlı şahidi yine Türkiyedir.. Hatırlayanınız var mı bu ülkeye Bulgaristan’dan insanlar akın akın geldiler..İsimlerini değiştirmemek uğruna yurtlarını, yuvalarını ve hayatlarını terk edip geldiler.. Bu inanılmaz göçe herkes hakverdi değil mi?
Çünkü isimlerini değiştirmek, varlıklarını hiçe saymaktı değil mi? Peki Dersim’in adını tarihten silenlere karşı onların seslerini çıkarmaları, haykırlamalar ve isyan etmeleri makul değil mi?
Şairin, dersim dört dağ içinde
gülüm var dağ içinde
dersimi hak saklasın
bir yarim var içinde.’diyerek ağıt yakması ve tüm Dersim’in buna eşlik etmesi de normal değil mi?
Evet, bugün yeniden Dersim’i tartışıyor Türkiye..Yeniden o günlere dair yaşananlara uzanıyor yürekler..Doğrusu ve yanlışıyla, günahı ve sevabıyla tartışmaya da devam etmeliyiz.. Dersim İsyanını ve o gün yaşananların perde arkasını belki de tarih boyunca hepimiz merak etmeye devam edeceğiz.. Ve Dersim adının neden Tunceli olarak değiştirilip intikam alındığını da .. Ama bize tüm bunları bir çırpıda anlatan ve o günkü tarihçilerin, beylerin ve yöneticilerin Dersim’e bakışının ne olduğunu , Hamdi Bey'in hazırladığı raporda görmek mümkün Ne demiş Hamdi Bey adlı Mülkiye Müfettişi adam, "Dersim bir çıbandır. Bu çıban okşamakla tedavi edilemez. Bu yarayı kökünden koparmak gereklidir" diyor ve bu fikrini 1 Kasım 1936 yılında Atatürk tarafından da meclis kürsüsünden tekrar ederek Hamdi Beyi onaylıyordu(!)
ŞİMDİ...Herkes bir bir özür dilese ve çıbanın asıl kökü olan o sakat zihniyetleri lanetlese, bir daha bu topraklarda bu ağıtlar yakılmasa ne hoş olur değil mi... Galiba vicdanlar artık aklanıyor..Galiba kin ve nefretle kazanılan zaferlerin en büyük yenilgi olduğunu herkes görüyor..Görünen o ki; Bir öğretmen yeniden tahtayanın başına geçiyor ve bugünkü dersim; DERSİM diyecek gibi görünüyor..