Mualimköy'de bir aile dostumuz var.Münire teyze.. Gebzenin yerlisi. Geçen hafta bizi yemeğe davet etti.. İnekleri, koyunları ve tavukları var Münire teyzenin. Yemekte Münire teyze ile bol bol sohbet ettik. oldukça yaşlı olmasına rağmen inanılmaz bir hafızası var. Gebze'nin tüm ünlü yerlilerini tanıyor,onlarla ilgili inanılmaz şeyler anlatıyor.. Anlayacağınız yemek kadar lezzetli bir sohbet yaptık Münire teyzeyle.. Konuşurken bir ara, öyle kendiliğince şunu söyledi; Biz köylüyüz kızım, birçok akrabımız buraları bırakıp çarşıda kendine ev aldı..oraya yerleşti. Bunların soyunu sopunu tanıyoruz ama köye geldiklerinde bize hava atıyorlar, şehirli olduk diye.. Ama daha dün şalvarlı donlarınız vardı diye gülüyorum bende onlara' dedi.. Gülüştük..bolca konuştuk ve izin isteyip kalktığımızda ise Münire teyze bana dönüp; kızım hepimiz köylüyüz, budan gayri gerçek yok' dedi..
Haklıydı Münire teyze..hem de sonuna kadar haklıydı..Gebze burası..özgeçmişine şöyle bir gözattığınızda CV'sine yazdıklarının hepsi aynı kapıya çıkıyor..
Yerlisi köylü
Yabancısı köylü..
Geleni köylü, gideni köylü.. Üstelik bu köylülüğün üstüne şehircilik oyunu koydukları zaman ortaya 'ultra köylü' bir durum çıkıyor ortaya..
Tabiki kabul ediyoruz;Köylü şehirlinin efendisidir.. Üreten, ürettiğine emek katan ve kentlilerin yaşam kaynağını oluşturan ana mekanizmadır ama.. İşte burada bir soluklanmak gerekiyor..
Adam buranın köylüsü..
Gel zaman, git zaman birkaç fabrika yapılmış..
Yine gel zaman git zaman bu fabrikaların sayısı artmış..Fabrikalar artınca,Benim Anadolum'da da hasat üç kuruş etmeyince,
Çocuk sayısı, beslediği ve baktığı hayvan sayısını geçince ver elini şehr-i istanbul durumu çıkmış ortaya..
Söylenir ya hep..Naylon torbalara şilteler, tahta bavullara birkaç don-gömlek yola çıkmışlar.. İlk konakladıkları yer Dilovası ve Gebze olmuş.. Birkaç aylığına geldiği için amcalar önce inşaatlarda veya fabrikaların bekçi kulübelerinde kalmışlar..
Sonra sonra kalmaya karar vermişler..
Yerli köylüden arsalar satın almışlar
Üstüne bir gecekondu..
Sonra diğer akrabalar yola çıkmış, derken bu yola çıkışlar çoğalmış..
Uzun sözün kısası,benim Anadolu köylüsü amcalarım, Gebze'nin köylüsüne çalışmaya başlamış. Arsalarını almışlar.. Ee Gebze köylüsü bakmış ki arsa satmak, elma ve mancar satmaktan, ya da kiraz veya hindibağı toplamaktan ve onları eşek sırtına yükleyip çarşı pazar dolaştırmaktan daha kolay ve karlı, her sene bir arsa veya tarla satmaya devam etmişler..
Derken zenginleşmişler..
Zenginleştikçe de kendilerini şehirli gibi görmeye başlamışlar..
Ama olmamış tabii..
İki üç kıyafet, bir apartmanla olmuyor bu işler.. Eğitimle, kent soylu olmakla alakalı bir durum olduğunu çok geç farketmişler..
Benim Anadolu köylüm de, daha önce tarlada bulup arsasını aldığı bu amcalardan esinlenmiş.
Demek ki kırmızı bir gömlek, yumurta topuk bir iskarpinle şehirli olunuyormuş deyip aynı yöntemi denemiş..
Üzüm üzüme baka baka, bizim köylüler de birbirine taklit ede ede ortaya işte Gebze ve Dilovası gibi iki önemli kent çıkmış ortaya..
Gelen köylü amcalar, yerli köylü amcaların oğulları ve kızları zaman içinde büyümüşler.. Kimi yönetici, kimi belediye başkanı, kimi oda başkanı kimi fabrika yöneticisi, kimi nakliyatçı olmuş..
Yani birşeyler olmuş..
Başarmışlar kendi çaplarında birşeyler ama bir tek şeyde tıkanıp kalmışlar;kentli olmayı ve burayı kent yapmayı..
Onun içindir ki,
Kentli olmamıza daha çok var.. Çookk..birkaç nesil sonra ancak köylülüğünden utanmadan, kentli olmanın meziyetlerine sahip olursak bu yaşadığımız alanı da kentleştirebiliriz.. Aksi halde ne kentli ne de köylü olmayı beceremeden bir hilkat garibesi olmaya devam edecek Gebze