Zaten kafası yeterince karışık bir ülkenin, kafası ziyadesiyle karıştırılmış bir milletiz..bu da yetmiyormuş gibi bir de “Araplar bizim Tayyip Erdoğan’ımızı elimizden mi alacaklar” şeklinde gereksiz bir kaygıya sürüklüyorlar bizi..
İşte bu komik durumun komik sorusu aklıma takılınca “neden bu derecede komikleştik” diye biraz dün ile bugünü kurcalamaya başladım..
Birileri veya birçokları yıllardır yapmak istediklerini alt alta yazıp, sonra düğmeye basıp bugün istedikleri kurmaca filmlerini izlemenin keyfini çıkarıyor..
Sana istediğin şeyi seyrettiren televizyonlar misali, tek kişilik koltuklara oturmuş birileri ve canının istediğini;
seyredip, seyrettiriyor
izleyip, izlettiriyor
konuşuyor, konuşturuyor
değiştiriyor, oynuyor ve adeta alay ediyor, kafa buluyor ve sonra yine aynı keyifle ellerini arkaya, ayaklarını üst üste atıp bir çizik daha atıyor..
Her gün yeni bir gündemle yarınları ertelemeye ve asıl sorunların üzerine düşünüp kafa yormaya zaman bulmak öylesine imkansız bir hale geldi ki, bir bakıyorsunuz asıl sorunlar tamamen sumen altı edilmiş, suni ve belki de havadan sudan diyebileceğimiz konucuklar(!) gelmiş, en tepe gündem olarak milletin diline dolanmış..
Millet bu, kendine bir konu sunulmaya görsün, üzerine öyle yorumlar yaparlar ki, aklınız şaşar..
İzdivaç programları reyting rekorları kırarken,
Niçin her gün beş on şehit verdiğimizi
Terör’ün nereden ve nasıl beslendiğini
İşsizlik sorunun neden çözülemediğini
Aşsızlık sorunun nasıl bu hale geldiğini
Gençlerin içinde bulunduğu bunalımın neden tavan yaptığını
Evlatların anne ve babalarını katletmesinin ardındaki gerçekliği
Trafiğin bayramlarda aldığı yüzlerce kurbanlara neden kimsenin ağıt yakmadığını ve bir kader olarak görüldüğünü
Su kaynaklarının bir bir kurumasının asıl nedeni ve çölleşmenin, bu ülkeyi artık tehdit eder hale gelirken hiçbir yetkilinin konuyla neden ilgilenmediğini ve hatta kuraklık karşısında nasıl oluyor da eli kolu bağlı hale gelindiğini veya Kene’nin neden ve niçin baş belası olduğunu düşünen, bilen veya bilmek isteyen yok..
“Galiba tam da istenen buydu” diye düşünüyorum.
Başkalarının izdivaçlarına seyircilik etmek ve her düğünde kendi düğünüymüş gibi heyecanlanmak gibi inanılmaz ama bir o kadarda kabus gibi üzerimize çöken medya yönlendirmesinin dehşet senaryolarını millet adına korkuyla seyrediyorum..
Buna birileri çıkıp “dönüşüm” diyor.. “değişim” diyor..
Neyin dönüşümü ve değişimi?
Bilim Kurgu filmlerindeki gibi.. İnsanın insanlıktan çıkıp, başka bir şekle dönüşmesi mi anlatılmak istenen yoksa uyuşturulup, kendi gerçekliklerinden çıkarılan toplulukların dönüşümü mü?
Bunu bile çözmek çok olası değil..
Bedeller ödene ödene öğrenmesini mi beklemek gerek, kestirmek çok zor..
Dünyadaki değişim ve dönüşüme baktığımızda, elbette ki bizde yaşananların tam tersi yaşanıyor.. Onlar asıl sorunları için çözüm arıyorlar. Onlar çevreyi koruyorlar, onlar daha iyi bir yaşam için bir araya geliyorlar, onlar ”en kutsal hak olan yaşama hakkını” savunuyorlar.. Onlar tarımın organik, ekmeğin sağlıklı, kuraklığın önlenebilir olması için mücadele ediyorlar.
Onlar çocuklarını TV önünde uyutmuyor, gençlerini Haydar Dümen’e emanet etmiyorlar.. Onların derdi ayrı, bizimkisi çok ayrı… Yanlışı bulacak ve çözümünü önerecek birileri olur mu onu da zaman gösterecek…Biz onlar gibi olmayı başarabilecek miyiz yoksa medya maymunları bu insanları zehirlemeye ve onlara gerçek hayatlarını unutturmaya devam mı edecek… Korkarım ki, taklitçilerin sayısı ve sanal alemde yaşayanların taraftarları hızla çoğalıyor… Asıl tehlike de bu değil mi zaten…