3 Eylül cumartesi günü gecesinde “Tunceli Geyiksuyu bölgesindeki arazide arama yapan bir tim, teröristlerle sıcak temas sağladı. Çatışmada bir komando teğmen ile bir uzman çavuş şehit düştü.” haberi ile sarsıldık..
4 Eylül Pazar sabahında “Hakkari Yüksekova'da düzenlenen silahlı saldırıda ise 2 korucu şehit oldu.” Şoka uğradık!..
5 Eylül pazartesine ise “Teröristler, halı sahada maç yapan polislere saldırdı. 2 Polis şehit oldu!” haberi ile girerken tam anlamıyla dehşete kapıldık..
Evet 24 saat arayla yine Tunceli ve Tunceli'de halı sahada futbol maçı yapan polislere yönelik saldırıda 1 komiser ile eşi şehit olurken 3'ü ağır 8 polis memuru yaralanmıştı..
Yani 48 saat içinde teröre kurban verdiklerimiz;
2 Asker
2 Polis
2 Korucu..
Bu üzücü tablonun ortaya koyduğu net bir mesaj vardı. Terör ne “Kadın-Erkek-Yaşlı-Çocuk” ayrımı yapmıyordu, ne “Türk-Kürt-Laz-Çerkez” ve ne de “Asker-Polis-Korucu” ayrımı!..
Onlar önüne geleni katlediyordu..
Çünkü onlar kandan ve dehşetten besleniyorlardı..
Ne kadar çok kan akıtırlarsa ve toplumu ne kadar çok dehşete sürüklerlerse, uluslar arası patronlarından o kadar çok alkış, para, silah ve uyuşturucu alabileceklerdi!..
Kimse bana aksini iddia etmesin çünkü Diyarbakır’da güya gerilla kıyafeti giyerek polise taş atan BDP Milletvekili Bengi Yıldız’ın, Bodrum’un lüks otellerinin havuzunda sevgilisi ile nasıl viski içtiğini ve cilveleştiğini kendi karısı dahil bütün Türkiye naklen izledi!..
Ve işte o PKK terör örgütü ayrım yapmadan katliamlarını acımasızca sürdürüyor..
Peki bizimkiler yani siyasetçilerimiz, aydınlarımız ve gazetecilerimiz ne yapıyor?
Atılan manşetlere veya köşe yazısı başlıklarına bakar mısınız?
“Askerler darbeci”
“Faşist Polis devleti inşa ediliyor”
İşte bu iki ana çerçeve içinde toplumu “askerci” ya da “polisçi” şeklinde kategorize ederek kamplaştırmaya çalışanlar, umarım son 48 saat içinde teröre kurban giden iki asker, iki polis ve iki korucumuzun, toplamda bu ülkenin “altı vatansever evladı” olduğu gerçeğinin farkına varmışlardır!..
Otuz yıldan beri altmış bine yakın insanımızın canına kıyan bu terör örgütü ile baş etmenin yolu, devletin kurumlarını ve o kurumlar içindeki görevlileri birbirine düşmen ilan ederek kamplaştırmak değil, et ile tırnak misali kaynaştırmaktan geçer!..
İktidar olabilirsiniz..
İktidarın her türlü nimetlerinden de faydalanabilirsiniz..
Lakin iktidarınızın devamını devletin kurumlarının birbirine düşmanlığı üzerine kurgularsanız, hem iktidarınız uzun ömürlü olmaz hem de akan her damla kan sizi boğmaya niyetli ve yeminli bir nehre akar!..
Evet bu ülke bizim bu devlet bizim..
48 saatte giden altı şehitte bizim..
Asker de bizim, polis de bizim, korucu da!...