"Ülkeyi koru, böldürme ve sınırlarına sahip çık" diye yasal olarak görevlendirildikleri için cansiparene çalışanlar, "çeteci" suçlamalarına maruz kalırken, bu devletin belediye başkanı "PKK terör örgütü değil" diyebiliyor ve yine "özerklik ilan ettik" cüretini göstererek, Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı ayaklanma provaları yapılıyor..
Şehit cenazeleri can yakıyor, yürek dağlıyor..
Öfkenin ve sitemin, acıya dönüştüğü yerde haykırışlar yükselir, kocaman kocaman sessiz çoğunlukların içerisinden..
Kimse duymasa da, yetkililer umursamasa da, etkililer ilgilenmese de çığlıklar var toplu ve güçlü.. .
Ölüme karşı duyulan öfkenin çığlıkları, çaresizliğe karşı öfkenin çığlıkları ve hiç bir şey yapmamamın verdiği sıkıntıların sese dökülmesinin adında gizlediği öfkeler...
Çevremizdeki herşey, bireylerin dönen eteklerine hava oluyorsa, yaşanan sıkıntıları kitleler yaşıyor, azınlıktakiler ilgilenmiyorsa, ve hayatın orta yerinde facialara, ne yetkili ne de etkililer dönüp bakmıyorsa işte o zaman artık geç kalınmış bir öfkenin çığlıklarını duyarsınız...
Tıpkı geceyi bölen bir deprem gibi..
Uyku berbat eden bir siren sesi ya da koltuğunda uyuklarken ölümün eşiğinde kendini sereserpe ambulans beklerken bulan yirmisinde bir genç gibi...
Türkiye işte bu manzaraların eşiğinde. Çığlıklar bir yanda, öfkeler beri tarafta umursamazlıklar, bananecilikler üstüste konulunca önümüze çıkan manzara tek kelimeyle "Nereye gidiyoruz? Bu ülkeye yazık" notlu bir kartpostal oluyor...
Biz aslında bir yere giden ülke konumunda değiliz ki..
Biz durmuş, durağanlaşmış, altındaki küçük su birikintileri hızla yosun tutan, ardında kurbağalara yataklık eder bir hale gelmişiz...
Uyumlara ayak uyduranlar çoğalıyor, memleketine küfür edenler kalabalıklaşıyor, "benden sonrası yangın yeri" diyenler alkışlanıyor, "memleketi ben mi kurtaracağım" kurtçuğu kafalarda yuva yapıyor hızla... Ve sesli sesli. Ve keyfine baka baka. Ve marifetini göstere göstere..
Hortumcular, sağmacılar, kenegilciler, parazitgiller,özü değiştirilmiş soya fasulye tüccarları, mısır ithalatçıları, glikoz pazarlayıcılar, tütün ve şeker pancarına musallat olmuş sünne zararlıları..
Bugün; Silahlı Kuvvetlerini yıpratmayı çağdaşlık bilenler, bölücülüğü, terörü, intikamı, azınlık haklarını memleketinin üstünde görüp, insan hakları kılıfına sokup keskin kılıç yapanlar bu ülkenin kaderini belirleyecek konumda ise, bunları utanmadan vazife bilerek cengaverlik ediyor ve kimse de buna sesini çıkaramıyorsa "bu ülke nereye gidiyor" sorusu değil "bu ülkenin altındaki bataklıklar hızla büyüyor" olacak...
Türkiye durmuş.. Ama durmayanlar hızla yol alıyor..
Dikkat edilmesi gereken budur..
Zemin kayıyor..
Pis sularda hayat hızla çoğalıyor..
Bunu herkes biliyor ama kimse sesini çıkarmıyor..
Neden? Neden susuyor herkes.!?
Yangın sararsa her yanı kim kurtaracak cihanı ha söyler misiniz!?
Ve bugün Bayram..hem Zafer Bayramı hem de Şeker Bayramı..Şeker bile yiyemediler gencecik şehitlerim..