Tıpkı ahtapotun kolları misali hangi deliği açsan, orada ucundan dahi olsa illa ki görürsün bir gazeteciyi ya da uzantılarını..Bu kadar geniş alanda haber peşinde koşarak, yorum yazıları ve hatta sayfalar dolusu kitaplar yazarak mesleklerinde yıldızlaşmaya çalışan gazetecilerin yansıra bu kadar geniş alanda varolma çabası içinde olan bilumumların cebinden nemalanarak servet yapmayı ihmal etmeyen gazetecilerde var..
Konumuz onlar değil..
Konumuz birinci kategori..
Yani mesleklerinde yıldızlaşmaya meyilli ve yeminli olanılar..
İşte onlar için en cazip olan görev alanlarının başında siyaset, spor, sanayi, ekonomi ve magazin gelirken, liste başı yani siyaset her zaman listebaşılığını koruyor..
Gazeteciler için acayip derecede bir çekim merkezidir siyaset. Oysa paranın gani olduğu alanlar spor ve sanayi alanları olmasına rağmen gazetecilerin genel meyili hep siyasete olmuştur..
Dünya genelinde de gazeteciliğin geçmişine bakarsanız, tarih sayfalarında yer alan isimlerin yine siyasetle haşır neşir gazetecilerden oluştuğunu görürsünüz. Tıpkı Türkiye’den de Uğur Mumcu, Çetin Emeç ve Ahmet Taner Kışlalı’nın yer alışı misali..
Ve yine sıkı bir araştırma yaptığınızda dünya tarihindeki değişimleri ve kırılma noktalarını ortaya çıkaran belgesellerin ve kitapların, yine gazetecilerin o dönemlerde yapmış oldukları haber manşetleri ve köşe yazıları üzerine kurgulandığını görürsünüz..
Yani gazeteciler tarih yapmaz ama tarih yazar..
Geldik bugüne..
Bugünün gazetecileri için siyasete yakınlaşmak ve hele hele bazı alanlarına dokunmak düne göre çok çok daha riskli…
Niçin riskli sorusunun yanıtını bulmaya çalıştığınızda “Türkiye’de bir değişim ve dönüşüm yaşanıyor. Bundan dolayı düello misali karşılıklı olarak kılıçlar çekilmiş durumda. Ve bu kılıçların arasına dalan gazeteci olsa dahi yanar” gerçeği ve tabi ki “aman sakın ha” şeklinde yakınlarınızın telkini ile karşılaşıyorsunuz..
İyi de o zaman siyaset yalnız kalıyor?
Bize mi ne?
Olur mu canım baştan beri yazdıklarımızdan siz halen siyaset ile medyanın yani siyasetçi ile gazetecinin et-tırnak misali içi içe olduklarını göremediniz mi ve hatta birbirlerinin olmazsa olmazları olduğunu anlayamadınız mı?
Neyse geneli bırakıp yerele dönelim ve devam edelim bugünün Kocaeli’si ve hatta Gebzesinden..
ANAP ve DYP tarih olurken , BBP, DSP ve DP’de siyaset konuşmak için muhatap bulamazsınız..
CHP ve MHP için iyi şeyler yazarsanız “en iyi gazetecisiniz” amma kıyısından köşesinden hafif bir eleştiri imasında bulunduğunuz an yandığınızın resmidir..
Anında kara listede ve tukakasınız..
BDP kendi ırkçı ideolojilerine denk düşen gazetecilerin dışındakiler ile haşır-neşir olmazken, SP ve HAS yani Milli Görüş kökenli Partililer de kendi gelecek dertlerine düştükleri için gazetecileri görecek durumda değiller..
Geriye kaldı mı AKP?
Bereket artık tecrübeliler..Yani üçüncü döneme ulaşmanın olgunluğuna kavuştular..Böyle de olunca hem siyaset konuşabiliyorsunuz hem de Ergenekon, Balyoz, Kafes, Deniz Feneri ve Fener şikesi gibi asrın davalarının tamamını onlara fatura etmediğiniz sürece eleştirebiliyorsunuz..
Diğer gazetecileri bilemem ama 12 Haziran seçim kampanyası döneminde ziyaretime gelen Fikri Işık, Zeki Aygün ve Mehmet Ali Okur ile saatler boyunca siyaset konuştuk..
CHP adayları mı?
Onların gazeteciye ihtiyaçları yoktu ki! Onlara lazım olan Genel Başkanlarının takdiri ve yerelde ise “bölük komutanının postası” misali “resim çek-yaz-maille” işlerini yapacak olan birkaç ufaklık!..