Birey olarak takılmak yerine belirli bir zümre, parti ya da cemaatle ortak yaşam tarzını benimseyen insanların bir arada yaşamaları için aidiyet duygusunun taşınması ve aynı aidiyetin karşılıklı tanınması en elzem olanıdır..
O aidiyeti taşırsan sen de taşınırsın..
O aidiyeti tanırsan sen de tanınırsın..
Tabi ki burada yine karşılıklı bir gönüllülük esastır. Yani dayatma yöntemi, uzun süreli birlikteliği sağlayamadığı için ne cemaatin başvurduğu bir yöntemdir ne de dahil olacak olanın “eyvallah” çekeceği bir zorunluluk..
Hizmet verirsen hizmet bulursun..
“Cemaatlerin katılımcılarında aradığı en önemli kıstas ve bağlayıcılık ise kurallara ve kaidelere mutlak riayettir” dedikten sonra geçiyorum “Cemaate gazeteci olmak” şeklindeki yazı başlığıma..
Dünün hele hele 28 Şubatın ortamı ve koşulları bugün için geçerliliğini korumadığı için artık özgür bir şekilde hem cemaatler “ben varım” diyebiliyor hem de o cemaate mensup olan kişiler “ben bu cemaatin mensubuyum” diyebiliyorlar..
Bu diyebilenler arasında bizim basın camiasına mensup olan gazeteciler de var..
Desinler no problem!
O onların tercihi..
Lakin problem olan dedikleri ile yaptıklarının birbirisini tutmamasıdır..
Cemaat “önce hizmet et” diyor..
Cemaatin gazetecisi ise hep kendisine hizmet ve himmet bekliyor..
Cemaat “alçak gönüllü, mütevazi, saygılı ve efendi olun” diyor..
Cemaatin gazetecisi ise Kapıcı Kasım’dan daha çok kasım kasım kasılarak herkese “hodri meydan” çekiyor..
Cemaat “haramdan, hileden uzak durun” diyor..
Cemaatin gazetecisi ise bırakınız cemaatsiz yaşamayı tercih edenleri bir tarafa kendi cemaatine mensup olanları dahi avantaya ve haraca bağlamak niyetinde ve tabi ki bu mantıktan yola çıkarak üç kuruşluk iğrenç ve küçük hesaplar için dahi kalem kullanmaktan imtina etmiyor..
Peki ne oluyor o zaman?
O zaman dışarıdan izleyen göz “yahu cemaat ve cemaatçilik buysa eğer…” diye verip veriştirmeye başlıyor!..
Tıpkı şimdi benim buradan verip veriştirme imalarında bulunduğum gibi..
“Sanırım meramımı anlatabilmişimdir” diye düşündüğümden dolayı son olarak “yapma be kardeşim” diye başlayıp “kimse seni orada zorla bağlı tutmuyor, ya oranın kurallarına tam riayet et ya da kural ve kaideleri dışına çıktığın o cemaatin gücünü kullanarak insanlara tepeden bakmaktan, onlara aba altından sopa göstermekten ve de imalar yolu ile tırtıkçılıktan vazgeç” diyorum..
Şimdi benimkisi de “demedi deme İsmail” gibi oldu ama tüm bunlara “iltifat” edeceğimizi de kimse beklememeli idi..
Umarım bu yazı ilaç niyetine kafi gelmiştir..
Gelmediyse işmar yolla, ilacın dozunu biraz daha yükseltelim..