'Dilovası eskisi gibi değil, çok değişti.. Parklarımız var, çaybahçelerimiz var. İnsanlar artık akşamları buraya gelip oturuyor, siz de gelin bir çayımızı için dedi..
Seve seve dedim ve akşam üzeri Dilovasına çay içmeye gittim..
Belediye binasının bulunduğu yerin bir sokak ötesinde bir aile çay bahçesine gittik..
Mükemmel bir mekan
Bambu sandeleye ve masalar.
Şık tasarımlı kamelyalar ve yine onların içinde hoş oturma alanları..
Oturduk..sonra çaylarımız söylendi. Şöyle bir etrafa baktım.. Bir tane kadın yok. Bir tane aile yok..
Arka masada bir sürü amca yaylanarak oturmuş
Ellerinde tesbihler sallıyor, bağıra bağıra konuşuyorlar.
Dilovasına davet eden arkadaşıma ‘ ya burası aile çay bahçesi neden bir kadın bile yok. Neden köy kahvesine çevirmişler burayı’ diyorum..
Gülüyor.
Burada kadınlar parka gitmez Adalet hanım..
Neden?
Hoş karşılanmaz..
Peki nereye gittiğinde hoş karşılanır kadınlar..
Gülüyor..
Ya ne bileyim burası böyle işte..
Arka masadaki abiler fosur fosur sigara içmeye, bağıra çağıra konuşmaya devam ediyorlar..
Biz Dilovasının neden değişmediğinden konuşuyoruz..
Dilovasının artık bir kent olduğunu,
Kaymakamı
ilçe emniyet Müdürü,
Dışarıdan İzmit’ten, Gebze’den, Karamürsel’den gelen kamu çalışanlarıyla bir mozaik oluşturduğunu anlatıyoruz birbirimize..
Sonuç;
Dilovası değişmemekte kararlı..
Canım sıkılıyor..
Hızla gelişmesine ve değişmesine rağmen halen anadolunun ucra bir köyündeki sosyal hayatın bu kentte taraftar bulmasından rahatsızlık duyuyorum..
Arkadaşa veda edip ayrılırken halen aklımda Dilovasının neden değişmediğinin cevabını arıyorum ve Diliskelesine doğru arabayı sürüp cevabı orada buluyorum..
Deniz yok..
Deniz var ama insanlar denize ulaşamıyor..
Deniz bir kentin ve o kentte yaşayanların malıdır. Alınamaz ve satılamaz ve kapatılamaz ve kapatılmasına göz yumulamaz..
Bu doğru mu?
Doğru..
Ama aynı zamanda deniz medeniyettir, değişimdir. Kentleşmelerin en önemli yazgısıdır..
Sahile yakın her kent öncelikle sosyal olarak değişir ve gelişir..
Dilovası elini uzatsa denize değecek..
Ama bırakın elini, gözleri dahi denize değememiştir orada yaşayanların..
Diliskelesindeki teyzelerle konuşuyorum..
Hiç denize gittiniz mi diye soruyorum .
30 yıldır burada yaşıyorum ama daha ayağım deniz yüzü görmemiştir kızım diyor..
Nereye gideceğiz ki..Denizi fabrikalar kapatmış ve onlar kullanıyor’ diyor..
Ayağı denize değmemiş 60 yaşındaki teyzenin elini iki elimin arasına alıp, teselli ediyorum.. Bir insanın en doğal hakkı olan yanıbaşındaki denize elini ve ayağını değdirmekten mahrum bırakan zihniyeti ve onun aile çay bahçesine gitmesinden utanan zihniyetle nasıl bire bir örtüştüğünü görerek bir kere daha Dilovasının güzel insanları için üzülüyorum..
Dilovasının denizini sadece yükleme ve boşaltma alanı olarak görüp, onu kirletmeye devam eden ve insafsızlıkta sınır tanımayan sanayicinin ‘vebali onlara sesini çıkarmayanların boynuna’ deyip ayrılıyorum..
SON SÖZ
Siz dilovasının soluk almasına, denize adımını atmasına engel oldukça ve o halkı ovanın orta yerine mahkum ettikçe burada sorunlar dışından bir şey beklemeyin.. Bu kentin insanları akşamları sahile gitmekten, kadın ve çocukları uzaktan seyrettikleri denize dokunmaktan alıkondukça bu kent fabrika dişlilerini her zaman hedef olarak görmeye devam edecek, öfkesi asla bitmeyecek.. Çünkü siz, onların en doğal hakkı olan kıyılarını parsellemişsiniz beyler.. Herkes bu sıcak yaz günlerinde sahile gidip giremese bile denizin yanıbaşında soluk alırken Dilovası neden bunu yapamıyor, bu insanların suçu ne? Orada yaşıyor olmak mı?