Süresini ve yörüngesini bilmeden çıktığımız bu hayat yolculuğunun neresindeyiz acaba?
Her gün aynı havayı birlikte soluduğum sokaktaki sevgili vatandaşım, düşündünüz mü siz de hiç?
Kendinizi bütün kazılmış siperlerin dışına koyup, bütün kalkanlarınızı indirdiğinizde, çırılçıplak karşısına geçtiğiniz yaşam aynasında ne görüyorsunuz?
Hesapsız, savruk ve yalnız yakalandığımız yaman bir tufanda,
tek tek hapsedildiğimiz hücrelerimiz içinde nasıl gönüllü bir esarete mahkûm edildiğimizin farkında mısınız?
Demir parmaklığa, zincire prangaya gerek yok artık…
Zindan beyinlerde…
Ama görüyorum ki bu kahrolası cezaevinde yalnız değiliz.
Yanı başımızda binlerce suskun göz;
Sevgisizliğe mahkûm edilmiş yüz binlerce yürek ve milyonlara varan ıssız insan.
Hepsi kalabalık içinde güçlü olduğunu sanarak yalnızlığını yaşıyor.
Ahh bir aşabilsek;
Beynimize, kalbimize ördüğümüz korku duvarlarını…
Ama savaşmadan olmuyor.
Kendiyle savaşmalı o yüzden önce insan.
Kendi zihniyle reddetmeli yasakları.
Yürümeli yasak ve günah denilenin üstüne çocuksu bir neşeyle…
Açılıvermeli beynin sürgüleri…
Şakımalı diller özgürlük sözcükleri savuran şarkılarla mütemadiyen…
İçinde korkak hayaletler halinde gezinip durduğumuz bu koca zindanı beynimizden defedip, tutkunun ateşten yelelerine sımsıkı yapışarak korkusuzca düşünmek,
Sevmek,
Yaşamak istiyorsak;
Haydi o zaman!
Sana “günaydıııınn” diyenler boşuna mı haykırıyor?...
Mesajı iyi algıla.
Yarın geç olur. Gün bugündür!
Beynimizin içinde kurulu zindan duvarlarını yıkıp, özgürlüğün o sınırsız bahçesinde sevdamızı ağız dolusu haykırıp, asi nehirler gibi coşup doludizgin at koşturmalıyız.
Artık bu korku bitsin…
Savaşmalı;
beynimizle hesaplaşmalı...
Tarihte benzeri görülmemiş bir savaşla zihnimizin kilitleri çözülsün;
Beynimizdeki kartondan kuleler yıkılsın artık.
Yıkılsın ki, yaşam korkusuz ve yasaksız bir çiçek bahçesine dönsün…
Yıkılsın ki, bundan böyle ne umutlar ertelensin ne de sevdalar yarım kalsın..
Çünkü bir tek sevgi var elimizde bunca yıldan damıtılıp gelen…
Bir de dostluklar.
Her ikisi de özgürlükle beslenir.
Ancak bütün mesele, bu özgürlüğü canlı kılabilmekte…
İnanın bu da hiç zor değildir.
Yeter ki, korku duvarları aşıp, beynimizi kaplayan demir parmaklıkları kırabilelim.