Her ne kadar “sanayi kenti” ya da İbrahim Başaran’ın deyimi ile “bir milyon nüfuslu bir köy” gibi sıfatlarla “devasa” bir görüntüye sahip olsa dahi özünde Gebze, tipik bir Anadolu kenti havasına, dokusuna ve ruhuna sahiptir..
Kentin ileri gelenleri vardır..
Cadde ve sokakları dardır..
Ve bitişik parsellerde arsanın tamamına kondurulan gece-gündüz kondularda, insanlar diz dize ve göz göze yaşarlar..
Siyasetçi seçmenin alayını bilir..
Seçmen de onların sülalesini..
Bakkal mahallenin muhtarı sayılır..
Seçkinler adam kayırır..
İlişkiler Çin işi Japon işi..
Gebze’yi yönetir kırk kişi..
Az gidersiniz..
Uz gidersiniz..
Tere tepe düz gidersiniz..
Ve illa ki rastlarsınız bir gazeteciye..
İşte o gazeteci, Gebze’nin en şansız kişisidir..
Niyekine mi(!?)
Herkes onu tanır da ondan..
O haber ya da köşe yazar..
Yazdıklarıyla kaderini çizer..
Bazen işitir azar..
Bazen mezarını kendi kazar..
Nasıl mı(!?)
Yazısını ya da haberini yazan gazeteci sokağa çıktığı anda hemen şak diye karşısında bulur muhatabını..
Yazı ve haber, muhatabının yüreğine cuk oturmuşsa, oturuş şekline göre;
Ya işitir azarı
Ya da “tak” diye yer tokadı..
Yok eğer yüreğine su serpmişse;
Gakkoş’da yer kebabı..
Al kelam ver selam derken;
Gebze’de zor iştir gazeteci olmak..
Günaşırı okura selam durmak..
İsterler ki olasın yalaka..
Hayallerinde var hep falaka..
Atmaya çalışırlar fiyaka..
Senin gerçeğin onlar için tukaka..
Oysa İstanbul’da gazeteci olmak öyle mi(!?)
Kim kime dum duma..
Yaz sabahtan yazını..
Çekmezsin okur nazını..
Okumayan ne bilir bayramı..
Habire lak lak içer ayranı..
Nerden başlamıştık(!?)
Ha…tamam Gebze’de gazeteci olmak zor iş be arkadaş..