'vur' emrini kimin verdiğini açıkladı
ERDOĞAN'A ACI HABER
AKP KOCAELİ'DE ŞOK İSTİFA
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

2 TEMMUZ!... “MİTSEL KARANLIĞI ÇAĞDAŞ DÜNYADA YAŞAYANLAR!..”

Ve ölümden korkmadan gittiler ölüme...
04.07.2011 / 00:00


Binlerce yıl boyunca insanoğlu karşılaştığı sorunları kendi dinlerine uygulayarak açıklamaya çalışmış ve dünyayı mitolojik tanrılar arsında pay etmişti. Filozoflar işin içine girinceye kadar her şey mitsel tanımlarla açıklanıyor, kuşaktan kuşağa aktarılıyordu.

Zeus, Apollo, Hera, Athena, Herakles...

Dünyamız tanrılar arsında bölüşülürken, örneğin denizler Poseydon'a düşmüş, Hades'e de yedi kat yer altındaki ölülerin dünyası verilmişti.

Dünyamızdan ayrılıp birer gölge gibi çekip gidenlerin son dönüşsüz yurduydu Hades'in ülkesi.. Ne var ki hiç bir canlı, ne tanrı Hades'i, ne de onun ülkesini gözleriyle görmemişlerdi. Sorgulanamayan en nefret edilen tanrıydı.

Üstelik Hades adına ne bir sunak ne de bir tapınak vardı!

Zaten olsa da bir şeye yaramayacaktı. Yalvarıp yakarmalar da, kesilen kurbanlar da gidenlerin gelmesine çare olmuyor, Hades'in taş yüreğini etkilemiyordu.

Hades'in yönettiği bu ülkeye nasıl ve hangi yollardan ulaşıla bilinirdi?

Dünyada hiç kimse bunu bilmiyor, bilmekte istemiyordu.

Yalnızca ozanların duyarlı yüreklerinde bunlarla ilgili bazı imgeler beliriyor, ve onları dillendiriyorlardı yapıtlarında...

Romalılar döneminde Vergilius, İlahi Komediya'nın yazarı Dante ve niceleri…

Ne var ki, birçoğu karanlık düşüncelerin keskin giyotinlerinde ya da, yobaz haykırışların lağım kokan nefesleriyle tutuşan alevler altında gittiler Hades'in ülkesine.

Ama tarih boyunca bütün soylu ozanlar dünyayı sorgulamanın ve dünya değiştirmenin öyle sanıldığı kadar ürkünç bir şey olmadığını anlatmaya çalıştılar hep;

ve bu uğurda öldüler, öldürüldüler....

Yüzyıllar boyunca tahıldan ve ozandan gayrı bir şey yetiştirmeyen güzelim Anadolu topraklarında da böyle olmamış mıydı?

Pir Sultan’lar, Dadaloğlu’lar, Börklüce Mustafa'lar, Şeyh Bedreddin'ler...

Ve Madımak'ta 35 can!....

Her biri bir buğday başağı gibi düşerek toprağa Hades ülkesine göçtüler.

Madımak!..

Sıvas toprakları nicedir böyle bir yıkım görmemişti.

Her türden kemliğe kör, cümle kahpeliğe sağır Sıvaslı, yavan ekmeğine yiğitliği ve mertliği katık etmişti hep..

Toprağı verimsiz, iklimi pek de sertti.

Bir ekip bir almazsa da, Allah'ına şükreder ve aldığı bir'i sofrasında paylaşacak canlar arardı. Toprak "bire bir" vermese bile ne gam; tanrı misafirinin tabağı yine dolu olur, hane halkının kursağına girmeyen lokmaların türküsü, konuğa sunulan bir demet kızıl gül olurdu.

Açlığa, yoksulluğa ve çiğ düşmüş zemheri ayazlarına inatla direnen Sivaslı, o topraklarda yıllardır zulme ve esarete baş kaldırdı.

Kelle verdiler boyun eğmediler.

Mustafa Kemal'in Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerini atmak için tarihe Sivas Kongresi olarak geçen toplantıyı burada yapması, biraz da bundandı...

Ve, 2 Temmuz 1993 !..

Sıvasın adını tarihe bir kara leke olarak düşüren ve Mustafa Kemal'in kurtuluş mücadelesi tohumlarının üstünü "bir kırağı gibi karartan" tarih 2 Temmuz…

1993'ün iki Temmuz'unda bu cumhuriyeti karanlıklara gömmek için Sivas’ı seçenlerin vermek istedikleri mesaj son derece açıktı. Tanrı misafiri için canını veren Sivaslının toprakları, "topraklarına misafir olarak gelenlere karşı cihad" ilan eden yobazlarla dolmuştu.

Hades'in karanlık dünyasının temsilcileri Menemen'de içtikleri kana doymayarak içlerindeki cehennem alevlerini püskürtmeye başlamış; Cumhuriyetin temeli Sıvası "Cumhuriyet mezarına" çevirmeye çalışıyorlardı.

Pir Sultan'ı ikinci kez darağacına göndermek için ellerindeki ipleri yağlıyorlardı.

"Kalem tutan ellere kurban olan" Pir Sultan'ın mızrap tutan torunları, kibrit çakan ellerde kül oluyorlardı...

Baharda boy veren ve genç kızların ağızında türkü olan; neşeli melodiler eşliğinde oynanan oyunlara adı taşınan "Madımak" bir cehennem adresiydi artık...

Her yıl ağırlandıkları otel, Hades'in dünyasına giden yolda aracı olmuştu.

Göğe yükselen çığlıkları ve feryatları, göğe yükselen alevler bastırıyordu.

Beni duman duman yaktınız

Yetmemiş gibi bir de alkış tuttunuz

Sonra birer masum olup çıktınız

Can veririz, can almayız. biz canız!...

Önce alevler, ardından dumanlar çekildi. Kara dumanlardan geride kalan "karadan daha kara" bir manzaraydı. Küfürden ve lanetten gayrı bir şey üretmeyen kara ağızlılar, güzelliğin tercümanı kalemleri, fırçaları ve mızrapları kül etmişlerdi!..

"Bir bulut kaynıyor Sivas elinden....."

Önce bir kebapçı dükkanı olarak faaliyet gösteren sonrasında, kültür anıtı haline getirilen Madımak'a gidenler yaldızlı boyalarla izleri yok edilmeye çalışılan isli duvarların ardındaki haykırışı duymayabilirler. Lakin;

Hades'in karanlık dünyası onları kucakladığında kulaklarında bu dizeler hep çınlayacaktır;

Akarsuyum yansam da,

Kül olup savrulsam da,

Bazı bazı gülsem de,

Yine gönlüm hoş değil!...

Acılarımız ve toplumsal travmalarımız sürüyor.

Yüzyıllara yayılmış ölüm acıları…

Yitirişlerimizin üzerine ağıtlarımız dinmiyor.

Yürek çeperlerimizde ince ağrılı hal bekleyişte…

Acılar kalabalıklarla paylaşılıyor.

Oysa her yürek acısını kendi bildiğince de yaşıyor.

Temmuzlar yangınları çağrıştırmamalı artık o güzelim topraklarda.

Temmuzlar ve zamanın her dilimi yaşam müjdesi olmalı.

Gömdüğümüz sevincimizi çıkarmalıyız o topraktan, tıpkı yeni filizlenen bir ağacın mutluluk tohumu gibi…

Güneş Tanrısıyla çok iyi dost olan Denizler Tanrısı Poseydon: "karanlıklar ülkesi Hodes'e gönderilenlerin yüzüne bir bakın" demiş ve devam etmiş; “yüzlerinde huzurlu ve güvenli uykunun verdiği rahatlık ve hafif gülümseme varsa, onları Hades'in yedi kat yerin altındaki karanlık ölüler diyarında aramayın. Onlar benim yani Poseydon’un engin dalgaları arasında, güneşe bakarak huzurla uyumaktadırlar." demiş.

O yüzden ozanlar "ölüm" ile "uyku"nun aslında ikiz kardeşler olduğunu anlatmaya çalıştılar yıllarca hep…

Ve ölümden korkmadan gittiler ölüme...

Bu yazi toplam 386 defa okundu
Yazarın Diğer Yazıları
DEDİKODUCU GAZETECİ!
Son zamanlarda “gazetecilik” konusunda o kadar çok sap ile saman birbirine karıştırıldı ki, üç beş kelam etmek zorunda kaldım.. Samanlık, gazeteciliği herhangi bir partinin fikriyatı ile özdeşleştirmek olurken, saplık ise gazetecilik maskesi altında o fikriyatın militanlığına soyunmaktır..
YAZARLAR
İŞTE AK PARTİ GEBZE İLÇE KONGRESİNİ TARTIŞMA PLATFORMU
Ak Parti Genel Merkezi’nin, mevcut ilçe başkanı Yılmaz Bayram'ın tekrar aday olmasının tüm yollarını kapayarak Gebze’de Ekrem Özenir’i aday göstermesi üzerine özellikle Milletvekilleri Fikri Işık ve Mehmet Ali Okur ile AKP İl Başkanı Mahmut Civelek'e tepkiler dinmiyor. Bu konu ile ilgili yaptığımız haberlere gelen yorumlar ise sayfalar dolusu. Lakin değişik değişik haberlerin altında ve bir bütünlük arzetmiyor. Biz yorumlarınızın ve tepkilerinizin bir noktada toplanarak ses getirmesi amacıyla haberpi.com olarak bir ilki gerçekleştirerek buradan "AK PARTİ GEBZE İLÇE KONGRESİNİ TARTIŞMA PLATFORMU" sayfasını açıyoruz. Aşağıdaki yorum ekle kısmına kongre süreci ve adayla ilgili düşüncelerinizi yazarak buradan yayınlayabilirsiniz. Hakaret ve belgesiz suçlama içermediği sürece kongre günü olan 27.Kasım tarihine kadar bu sayfa sizlere ve yorumlarınıza açık olacaktır..