Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında kurulacak olan AKP’ye katılmak için Fazilet Partisi saflarından kopup giden 59 milletvekili için “Milli Görüşün ocağı burası. Buradan gidenler biter. Bundan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Milletvekilliğini rüyanızda görürsünüz” demişlerdi ocak partide kalanlar..
Oysa onların şiarı da amacı da netti;
“Biz milli görüş gömleğini çıkarttık”
“Biz tek başımıza iktidar olacağız”
3 Kasım 2002 seçimlerinde 371 milletvekili ile tek başına iktidar gelince AKP hem Türkiye şok oldu hem de dünya. Oysa bu şok daha çok devam edecekti..
Çünkü o günden bugüne yapılan tüm genel ve yerel seçimlerin yanı sıra Cumhurbaşkanını halkın seçmesi ve 12 Eylül darbesine yargı yolunun açılması gibi referandum oylamalarında dahi hep AKP kazandı..
Rakip partiler ve AKP’ye oy vermeyen seçmenler tarafından bunun hazmedilmesi kolay mesele değildi ve
“Seçimlerde hile yapıyorlar”
“Pirinç makarna dağıtıyorlar”
“Parayla pulla oy alıyorlar”
“Ülkeyi yabancılara satıyorlar”
“Amerika’ya bedel ödüyorlar”
türünden bir çok bahaneleri hazım ilacı olarak kullanmayı denediler. Bunlar hazım için yeterli gelmeyince bu kez AKP’ye oy veren seçmene yani bu ülkede yaşayan her iki kişiden birisine sataşma yoluna giderek;
“AKP’ye oy verenler cahil”
“Tüm destekçiler de buna dâhil”
“Alayı koca bidon kafalı”
“Yutuyorlar AKP’den masalı”
türünden laflar dediler..
İşte orada halt yediler..
Bunu diyenler, AKP’nin siyaset akademilerini ve katılımcılarının profilini incelemiş ve de AKP gençlik örgütünde siyaset yapan pırıl pırıl gençleri uzaktan dahi görmüş olsalardı, bu partinin cehaleti değil geleceği ve hatta 2023’ü hedeflediği gerçeğine ulaşırlardı..
Bugün sanayicilerin, iş adamlarının, üniversite hocalarının, aydınların, öğretmenlerin, hukukçuların, sanatçıların, gazetecilerin, müdürlerin ve memurların oturduğu semtlerde ve apartman bloklarında ve hatta Ankara’nın Çankayasındaki subay lojmanlarında dahi AKP’ye en az % 50 oy çıkıyorsa eğer, kimsenin kalkıp “AKP’ye cahiller ve bidon kafalılar oy veriyor” deme lüksü olamaz..
Düşünce özgürlüğünün arkasına sığınarak bunu diyebilmelerini kabul etsek dahi bunun haksız bir söylem olduğunu söyleme cesaretini de gösterebilmeliyiz..
Bugüne kadar AKP’ye oy vermedim. Bundan sonrasında da, “bu ülkeye güçlü bir muhalefet de lazım” gerçeğinden yola çıkarak vermeyi de düşünmüyorum..
Lakin bu AKP’yi ve AKP’ye oy verenleri her şekilde ve her koşulda karalamak zorunda olduğumuz anlamını taşımamalı..
Bence AKP’yi ve oy verenleri kötülemek ve karalamak işin kolay olmasına rağmen hiçbir işe yaramayacak olan kısmı..
Gelin işe yarayacak olanını yapalım. Yani AKP karşısında yeni ve yapıcı politikalar ve projeler üretemeyen ve halkı hiç mi ama hiç heyecanlandıramayan muhalefet partilerini sorgulayalım “ey beceriksizler, AKP dokuz yıldır iktidarda ve iyi kötü bu ülkeyi yönetiyor ve de millete hizmet etmeye çalışıyor. Peki siz ne iş yapıyorsunuz? Kasetlerin yayınlanması kötü ama ya içindekiler” diye…